21 Mayıs 2011 Cumartesi

O da anlamıştı artık başka hiç bir kalbe misafirliğe bile gidemeyeceğini...

Gözlerini açtığında o an herhangi bir yer gibi gelen ama her şeyi yaşadıgı karenin içindeydi. Ve bir metre kare başına düşen hüzün dakikalar geçtikçe sağnak sağnak artıyordu..



Göz kapaklarının üstünde, geçirdiği günlerin biriktirdiği yorgunluk vardı.. Oysa içinde sakladığı gözbebekleri, çok değil uyanmadan önce taparcasına bakıyordu 'O' nun göz bebeklerine..


Henüz resmiyete dökülmemişti ayrılık.. Kalplere atılmamıştı imzalar ve 'hayır' cevabı dökülmemişti dudaklardan..

 Sabah oldugunda gökyüzünde bir beyaz bulut bile yoktu.. Neden bu bulutların kapkara oldugunu düşünürken söz verildiği saatte buluşmak için yola çıktı..


Yagmur atıştırmaya başladı bir an. Gönülsüz yağıyordu. Ama sadece onun üstüne yağıyordu. damlalar asfaltı değil sadece onu ıslatıyordu.. Bu garip olaya takılmadan ilk çiçekçiden aldı papatyalarını. Karşısında 'O' nu görünce bir anda yagmur kesildi.. Tüm kara bulutlar birden güneşe yol verdiler. Saygıyla eğildiler güneşin önünde..


Sus pus kesilmişti ikisi de.. Koşarak, uçarak gelen kalbi, kanatlarını gövdesinin altına alıp, lal kesilmişti adeta.. Gözlerinden okuyordu sanki söyleyeceklerini.. Ve ilk 'O' girdi konuşmaya 'bugün buraya seni çagırmamın amacı, şey ben senin çok mutlu olmanı istiyorum.. ' derken işaret parmağıyla kapattı dudaklarını.. Dudakları kuruydu.. Çatlamıştı, ne parlatıcı sürmüştü gelirken, ne de ruj, belli su da içmemişti.. Dudakları kapatan işaret parmağından aldığı hisle konusmaya başladı..


'Sus nolur konuşma, daha fazlasını duymak istemiyorum' cümlesi çıkar çıkmaz ağızdan düğümlendi boğazında kelimeler. Belliydi fayda etmeyecekti artık hiç bir şey.. Ama konuşmalıydı söylemeliydi son kez içinden geçenleri, şahitlerin huzurunda imzayı atmadan.. İkisi de şahitlerini gelirken yanlarında getirmişlerdi.. Elleriydi şahitleri, evet ilk tuttuğu anı hatırlıyorlardı ikisi de, ne kadar heycanlı ve ürkek olduklarına.. Evet şahitti dudakları, biliyorlardı her öpüşte ilk kez o ıslaklığı hissedercesine istediklerini..Evet şahitti tenleri, hiç değişmeyen o kokuda ikisinin de ne kadar huzur bulduğuna şahitlerdi.. Yeniden konuşmaya başladı. Kararlıydı onu konuşturmayacaktı ve öyle de yaptı.. ' Ben bugün simsiyah bulutlarla uyandım güne, sanki sana geleceğimi bu anlarımı yaşayacağımı bilir gibi yağmur sadece benim için yağdı, eşlik etti bana belki de sana hazırladı beni.. Ama sen her zaman ki gibi dağıttın benim üstümdeki kara bulutları.. Yine söz geçirdin güneşime ve doğdun bana, benim seninle her an yeniden doğup, her sabah uyandıgımda tekrar sana aşık olmak için her gece seni unutmaya çalıştıgım gibi..


Şimdi burdan çıkıp gideceğim.. Yine her gece seni unutmak için yatacağım ama sabahları yeniden aşık olmak için değil, bir daha hatırlamamak için..

Gözleri doldu ikisininde.. Artık yağmur gözlerinin altından yanaklarına düşüyordu.. Dudaklarında hissettikleri tuzlu gözyaşıyla kendilerine geldiler. 'O' nun yaşlı gözlerine bakmaya daha fazla dayanamadı ve kalktı masadan, kalbinin önü kararmıştı adeta, yeniden kapanan gökyüzü gibi..


O hiç tanıdık gelmeyen odasında bunları hatırlarken boğazı düğümlendi.. Hıçkırıklara boğulmamak için kendini zor tutuyordu..Oo gün o cümlelerle attığı imza aklına geldi.. Tıpkı evlilik gibiydi.. Şahitler huzurunda 'hastalıkta ve sağlıkta' sorusunun cevabına istemeyerek de olsa 'hayır' demişti.. Ama biliyordu 'hiç bir şey imzadan ibaret değildi, mutlu olmak için nasıl bir imza yetmiyorsa unutmak için de yetmeyecekti..


Yatağın yanındaki komodinde bir rapor gördü, kendi elleriyle yazılmıştı bu..: ' Hastamız artık kimseyi sevemez, kalbi kısmı felç geçirmiş ve kötürüm olmuş, vurulduktan sonra içinde bir mermi kalmış ve hiç çıkmayacak.. Tüm çabalara rağmen.. Ve hiç de çıkmayacaktı ordan..

O da anlamıştı artık başka hiç bir kalbe misafirliğe bile gidemeyeceğini, hiç bir tenin onu ısıtamayacağını, aksine her bedende daha soğuk alacağını ve bu hastalığının hiç bir zaman geçmeyeceğini...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Yetiniyor(muy)um?

    Bazen yetinmek gerekir eldekilerle. Aslında bazen değil her zaman yetinmek gerekir. Yetinmeden elde edeceklerimizin, yetinerek elde edeceklerimizden çok az olduğunu anlamak için ille de yaşayıp görmek gerekmez. Başından itibaren bilmek lazım yetinmenin, hayatın zorunluluklarından biri olduğunu. Fazlasını istemek için eldekinin kıymetini bilmek kadar onurlu bir davranışın insana nasıl yakıştığını görmek için aynaya değil, etrafına bakmalı insan.

   ‘Gülebilecek ne kadar mutluluğum var ki, bekleyeceğim ne kadar umudum var ki, düşünürken yaşam sevinciyle dolacağım ne kadar hayalim var ki ? ‘ sorularına eğer bir cevap arıyor isek işte cevap tam burada. Önce bunların cevaplarını varolan hayatın içinde keşfetmek, sonra onların kıymetini bilerek kaybetmemek ve üstüne koymak için çaba gösterebilmek. İşte her şey bundan ibaret.

   Leblebi tozundan sonra içilen su kadar ihtiyacımız var buna....

Koşa koşa geç kalıyorum bazen...

   Her yere, her şeye geç kalınabilir. En büyük sorunudur insanlığın. Geç kalınmışlığın bedeli de ağır olur.Geri gelmeyen tek şey olan zamanı kaçırmaktır aslında. Keşkeler, pişmanlıklar… Hep bu gecikmelerin doğurduğu öz evlatlardır...

   Geride kalan zamana duyulan özlem, ders çıkarma tesellisi çıkarır ortaya. Evet geç kaldım, yapmalıydım, yapmamalıydım cümlelerinin tek bir avuntusu vardır : ‘ ders çıkarmak ‘ . Yapılabilirliği üzerine bir çok şey söylenebilir.

    Ama tek bir açıklaması vardır. Kaçanın ardından ders çıkarmaya çalışmak sadece teselliden ibarettir. Onun için; düşünmek lazım bazen; verdiğimiz kararların kaçını uyguladık verim aldık, kaçından geri dönüp yolda kaldık...

Bir Depremdir Ayrılık Kalpte

Bir depremdir ayrılık kalpte
Habersiz gelir, 

Tahmin edemezsin
Şiddeti gidince anlaşılır,
Kendine gelemezsin
Yıkılmıştır üzerine koca bir aşk
Bilemezsin ne yapacağını
Ayaklarının altından çekilir hayat
Düşersin kalbinin üstüne
Kanar, ağrır, sızlarsın.
En yakın pencereden atlamak mı
Kendini sokaklara vurmak mı
Yoksa olduğun yerde kalıp;
Kaderini beklemek midir çaresi
Bilemezsin.
Kendine geldiğinde ;
Toz duman olmuş hayatının içinde
Taşıdığın bir enkaz yığındır artık
Yardım çığlıkları kopar içinde
Herkes değil, bir tek o duysun istersin
Ama bir tek sen duyar, sen anlarsın seni.
Ve ayrılık bir son değildir
Henüz hiçbir şey bitmemiştir
Artçı özlemler başlar içinde
Her defasında o anı yaşar,
Hep o anı hatırlar,

Hiç unutamazsın...